Lütfen Biraz Hazırlık…

Standard

Lütfen Biraz Hazırlık…
Biraz abartıp, iş görüşmelerini savaşa benzetmeye ne dersiniz ? Sonuçta, kendi geleceğiniz için bir mücadele ise bir iş görüşmesi bir anlamda hayatınızın veya kariyerinizin ilk savaşı gibi düşünülebilir.
Peki büyük savaş uzmanlarının özlü sözlerinden yararlanalım mı ?
Sun Tzu: “Başkasını ve kendini bilirsen sen, yüz kere savaşsan da tehlikeye düşmezsin; başkasını bilmeyip, kendini bilirsen bir kazanır bir kaybedersin; ne kendini ne de başkasını bilirsen, girdiğin her savaşta tehlikedesin demektir.”
İşte iş görüşmelerine gitmeden önce bir adayın hem kendisiyle ilgili bir değerlendirme yapmasını hem de gideceği kurumla ilgili araştırma yapmasını öğütleyen bir öneri. Kendi özellikleri üzerinde hiç düşünmeyen, bir aday ne kendi güçlü yönlerini vurgulamayı hatırlar ne de geliştirmesi gereken yönlerini ustalıkla gizleyebilir. Yine aynı şekilde, kurum hakkında yeterli bilgi toplamayanlar, ilgisiz ve isteksiz olarak değerlendirebilecekleri gibi aynı zamanda kendi özelliklerini kurum kültüründe nasıl yansıtabileceklerine ilişkin avantajı da hiç kullanmamış olurlar.
Peki ne yapılabilir ? Öncelikle aynayı kendi içimize tutararak, olabildiğimiz kadar nesnel bir incelemeyle kendi özelliklerimizi düşünmeliyiz. İçsel miyiz yoksa dışa dönük müyüz ? İçsel bir insansan ve örneğin Satış-Pazarlama alanında bir kariyer hedefliyorsak kendimizi nasıl geliştirebiliriz ? Dikkatimizi toplamada zorluklar yaşıyorsak, acaba Kalite alanı bizim için gerçekten doğru bölüm müdür ?
İş görüşmesine gideceğimiz kurumla ilgili de epey çalışma yapabiliriz. Öncelikle kurum web sitesi varsa (yoksa gitmemek iyi olabilir J) öncelikle vizyon, misyon, değerler ve hakkımızda bölümlerini inceleyin derim. Şirket ne üretiyor, ne sunuyor, hangi pazara sunuyor bakın. Örneğin Balkanlara satışı varsa ve Bulgarca biliyorsanız alın size önemli bir avantaj. Arama motorlarına girin şirketin adını bakın neler çıkıyor. Rakipler ne demiş, kullanıcılar veya satın alınlar ne demiş ? Şirket büyüyor mu, ihracatçı mı ?
Atilla: Savaş ya da anlaşmaya başlamadan önce, tüm olasılıkları gözönüne almak akılılıktır. Bunları iyice düşünün. Hareketlerinizin doğuracağı sonuçları gözden geçirin. Böylece en kötü duruma hazırlıklı olursunuz.”
Tüm olasılıkları düşünmeli yani tüm gelebilecek sorulara hazırlıklı olmalıyız. Başka şehirde mi iş arıyorsunuz, hemen nereye taşınabileceğinizi önceden kabaca da olsa düşünmeli ve yanıtını hazırlanmalıyız. Okulu 1 yıl geç mi bitirdiniz, geçerli bir nedeniniz varsa bunu anlatmalı yoksa çok da ayrıntıya girmeden okulun zorluğundan veya bulacağınız mantıklı bir açıklamadan bahsedebilirsiniz…
Evet tüm savaşlardan başarılı çıkmanız dileğiyle…

@rtemiz 🙂

Türk Kafasıyla Batı Tavanına Çarpmak…

Standard

Türk Kafasıyla Batı Tavanına Çarpmak…
30 Kasım 2007 tarihinde Peryön İç Anadolu Şubesi’nin düzenlediği İnsan Kaynakları Yönetimi Kongresi’nde açılış konuşmasını Bilkent İşletme Fakültesi’nin dekanı Prof. Dr. Erhan Erkut yaptı. Sunumun adı “Küresel Şirketler, Küresel Şirketler” di.
Erhan Hoca’nın sunumu gerçekten hem öğretici hem de eğlenciliydi. Ama benim aklıma öğrenim sistemimizin verdikleriyle iş dünyasının gerçeklerinin çelişkili durumu geldi…
Şöyle ki; öğrenim dünyası özellikle Batıdaki iş dünyasından alınan dersleri işliyor ülkemizde. Özellikle işletme yüksek lisans programlarında veya benzeri lisans üstü çalışmalarda yurtdışındaki olağan dışı uygumalar paylaşılıyor. Örneğin Endüstri Mühendisliği yüksek lisans derslerimde en çok hoşuma giden Tom Peters’ın yazdığı kitapları işlemekti. Siz gelişmekte olan bir ülkede, aile şirketlerinde iş bulmaya, çalışmaya çalışırken Tom Peters’ın yazdığı uygulamaları yapabilen şirketleri okuyorsunuz.
Sonuç tamamen çalışanın mutsuzluğu. Siz Türkiye’de aile şirketi zihniyetiyle yönetilen şirketlerde çalışırken, kafanızda Amerika’nın sıra dışı uygulamalarını düşünüyorsunuz. Yemekte yöneticiler ayrı masalarda yemek yerken, Google daki 39 ülke mutfağını, performansınızla değerlendirilmeyip sadakatınızla değerlendirilirken, yurtdışında hisse senedi seçeneğiyle (stock options) dolar milyoneri olan masörü düşünüyorsunuz.
Demem odur ki Türkiye’de çalışacaksanız işletme yüksek lisansı yapmayın ya da derslerden sadece geçer not alın 🙂 Yoksa mutsuz olursunuz…

@rtemiz 🙂

Sayılar ve İnsanlar…

Standard

Sayılar ve İnsanlar…

Modern dünyada artık her şey sayısal. Sayamadığımızı şeyi ölçemediğimizi düşündüğümüz için her şeyi sayıyoruz. Trafikte ölenleri sayıyoruz, şehit olanları sayıyoruz, istifa edenleri sayıyoruz…

İşin içinde değilsek, sadece okuyan, dinleyen veya izleyensek belirli bir süre tüm sayıları sadece SAYI olarak algılıyoruz. Haberleri dünlerken “2 er şehit oldu” haberi bizim için 2 sayısıyla anlamsızlaşıyor. Aynı şekilde her gün “4 kişi trafik kazalarında öldü” haberi de aklımızda 4 olarak saklanıyor.

Halbuki “ateş sadece düştüğü yeri yakıyor”. Bizim 2, 4, 15 olarak algıladığımız, alıştığımız rakamlar aslında birer insan hayatı. 1 sayısı aslında; 1 baba, 1 eş, 1 oğul, 1 ağabey anlamına geliyor ve biz bunları düşünmüyoruz artık.

Düşünmedğimiz için, sadece sayı olarak gördüğümüz için de hiçbir şey yapmıyoruz. İnsan 1’e, 3’e, 15’e ne yapabilir değil mi? “Sistem suçlu” demek gibi bir şey, sayılara sığınmak.

Nisan ayı sonlarında bir akrabamızı terör nedeniyle kaybettik. Şehit olan bu uzman çavuş, bizim için iyi bir dost, eşi için iyi bir koca, 2 çocuğu için iyi bir babaydı. Ama ölüm haberini izlediğim medyada “1 uzman çavuş şehit oldu”yu duyunca, sayılara ne kadar alıştığımızı, duyarsızlaştığımızı tekrar hatırladım acı bir şekilde. Evet ateş sadece düştüğü yeri yakıyor…

@rtemiz 🙂

Zor dostum zor…

Standard

Zor dostum zor…
Sizden ailenizdeki, çalışma hayatınızdaki, kısaca çevrenizdeki zor insanları bir an için düşünmenizi istiyorum… Sürekli sorun çıkaran, gündeminizi işgal eden mutlaka bir veya birkaç insan vardır değil mi?

Peki hiç düşündünüz mü? Bu zor insanların, biz izin verdiğimiz için zor insanlar olarak hayatımızı, işimizi etkilediklerini…

Örneğin iş hayatımıza bakalım… Kim ne kadar zorluk, sorun çıkarırsa o kadar çok konuşulmuyor mu? Sizin şirketinizde en çok saygı görenler, sizi en az dinleyip, en çok eleştirenler değil mi? Veya kapısından girmeye çekindiğiniz o zor iş arkadaşınız/yöneticiniz için siz değil misiniz “çok sıkı adam/kadın” diyen. Bir düşünün bakalım…

Örneğin televizyonlardaki kaliteli (!) programlara bakalım…

Kim ne kadar çok çevresini eleştirirse, kim daha çok bağırırsa reyting canavarı yapmıyor muyuz?

Ailemizde en çok sorun çıkaran kardeşimiz, akrabamıza destek verilmiyor mu?

Bu arada olan, sorun çıkarmadan güzel güzel işini yapan, çevresindekilere iyi davrananlara oluyor ne yazık ki. Böyle insanlar nedense iyi, güzel şeylerde akla en son geliyor. “Aman onu çağırmazsak neler olur” diyerek hep en zor insanları davet ediyoruz.

Çalıştığım bir kurumda, eğitimlere katılacakların listesi düzenlenirken, sürekli zor insanı oynayan, değişime dirençli bir yönetici vardı. Kurumlarda da eğitimler, “ödül, tatil” gibi değerlendirildiği için o zor insanı, “aman gelmezse o kadar çok sorun çıkarır ki, tüm projeleri sabote eder” diye, güney kıyılarındaki her iki eğitime birden çağırmıştık örneğin…

Eminim benzer kişiler, durumlar sizlerin hayatında da vardır.

Gelin bundan sonra zor insanları izole edelim; çağırmayalım, haklarında konuşmayalım, izlemeyelim, saygı duymayalım, sms göndermeyelim ve sadece zor oldukları için saygı duymayalım…

Ne dersiniz?

@rtemiz 🙂

Beklenmeyen bir etki görürseniz, bilin ki sorumlu benim…

Standard

Beklenmeyen bir etki görürseniz, bilin ki sorumlu benim…
Evet bu yazımda hiç yapmak istemediğim bir şeyi yapıyorum.
Hap gibi öneriler veriyorum. Ama hapları kullandığınızda, beklenmeyen bir etki görürseniz; örneğin iş bulursanız, yeni bir çalışma arkadaşına kavuşursanız, eğitiminize katılımcı sağlarsanız, bilin ki sorumlu benim 🙂

Önce işsizlere haplar…
* Özgeçmişinizle beraber mutlaka bir kapak mektubu hazırlayın. Örneği nerede diye sormayın, girin bir arama motoruna bulun.
* Özgeçmişinizin boyutunun 200 KB’i aşmamasına dikkat edin. Hatta 100 KB’a indirin. Unutmayın bazı şirketlerin e-posta alım kapasitesi sadece 100 KB.
* Özgeçmişiniz hazır, kapak mektubunuz da var. Tüm başvurularınızı aynı iletide göndermeyin yani tek bir iletiyle 100 kuruma başvurmayın cc yaparak. Her kuruma ayrı ayrı gönderin.
* E-posta adresiniz, fantastikdortlu@hotmail.com , cilginbedis@yahoo.com, karamuratinfedaisi@gmail.com gibi sizi yansıtan 🙂 kullanıcı adı olmasın. Varsa da bunu değil, mümkünse sadece adınızı soyadınızı içeren bir kullanıcı adınız olsun.
* E-posta ile özgeçmişinizi ve kapak mektubunuzu gönderirken mutlaka önceden ekli dosyaların açılıp açılmadığını kontrol edin.
* İşe yerleştirme sitelerini iyice inceleyin, gereksinim ve arayışlarınıza uygun olanları seçin.
* Uygun olduğunuzu düşündüğünüz işe başvurmadan önce mutlaka özgeçmişinizi güncelleyin. Unutmayın, bu tür sitelerde sorgulama güncellik sırasına göre yapılmaktadır.
* Sadece siteleri veya e-postanızı değil, e-toplulukları da iş aramak için kullanın. Örneğin bugüne kadar 250’ye yakın işsizin iş bulduğu RecruitmenTurkey. http://finance.groups.yahoo.com/group/RecruitmenTurkey/ adresine girip JOIN deyin veya RecruitmenTurkey-subscribe@yahoogroups.com adresine boş bir ileti göndererek üye olup, sonrasında tüm İK içerikli paylaşımlarınızı (örneğin özgeçmişiniz gibi) RecruitmenTurkey@yahoogroups.com adresine göndererek en az 15.400 üyeye doğrudan gönderin.
* e-topluluk da mı yetmedi? O zaman şansınızı bir de sanal ağlarda deneyin. Örneğin cember.net, openbc.com, hi5.com, linkedin.com gibi…

İnsan Kaynakları & Eğitim Kurumları – Bölümleri Çalışanları…
* Yeni bir çalışma arkadaşı veya danışmanlık yaptığınız kuruma yeni bir çalışan arıyorsanız, siz de e-topluluklara üye olup, uygun adayı kovalayabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, iletinin konu bölümüne IS:KURUMADI, POZISYONADI, SEHIR bilgilerini yazmanız…
* Eğitim duyurusu göndereceksiniz, aynı şekilde iletinin konu bölümüne EGITIM yazarak ilanınızı gönderebilirsiniz.
* cember.net, openbc.com, hi5.com, linkedin.com gibi sanal ağları da kullanabilirsiniz.
Her iki belirti için son haplar da, kendinize ait web sitesi olanlar veya blog yazarları… İşsizseniz; kendinizi tanıtın, beyin avcısı iseniz buralara da bir göz atın derim…

@rtemiz 🙂

Büyük Düşünün, Küçük Oynayın…

Standard

Büyük Düşünün, Küçük Oynayın…
Üniversitelerde yaptığım paylaşımlarda, genç arkadaşlarımızın bazen ufak ayrıntılarda kaybolabildiğini gözlemliyorum.

Anlık sınav kaygıları veya başla nedenlerden dolayı, hayatlarının çok önemli bir bölümünü oluşturacak iş hayatı üzerinde yeterince düşünmedikleri veya büyük resmi kaçırdıklarını görüyorum ne yazık ki.

7 yıl önce kurulan ve görünüşte çok basit bir tasarımı olan bir arama motoru şirketinin, bugün yaklaşık 80 Milyar ABD Doları değerinden olacağını kim bilebilirdi ?

Dünya devi olarak görülen ve herkesin çalışmak için can attığınEnron, Arthur Andersen gibi şirketlerin batabileceğini kim tahmin edebilirdi ?

O yüzden artık gençlerin ” ben şu şirkete kapağı bir atayım, sonra hayatım kurtuldu” mantığı artık yıkılmak zorunda. Kimse size garanti veremez, siz harika çalıştığınız hatta şirketiniz için müşteriler yarattığınız halde bir sonraki gün işsiz kalamayacağınızı.

Belki ülkenize bir bomba atılabilir, belki bir virüs (sanal veya gerçek) çalıştığınız sektörü vuracak, belki başka bir şirket çalıştığınız şirketi satın alıp kapatacak, belki şirketiniz küresel rüzgarlara dayanamayıp batacak, kim bilir ?

Peki tüm bu riskleri düşünüp, iyice kontrol manyağı olacağız. Hayırrr.

Büyük Düşünüp, Küçük Oynayacağız…

Büyük Düşüneceğiz; Kendi işimi kurarken de başkasının işinde çalışırken de büyük düşüneceğiz.

* Çin mi geliyor, Hindistan mı büyüyor izleyeceğiz.

* Yeni sektörler, yeni ürünler&hizmetler neler öğreneceğiz ? Bu yeni alan benim işimi, şirketimi nasıl etkiler, büyütür mü küçültür mü düşüneceğiz ?

* İnterneti kişisel ve kurumsal gelişim ve pazarlama için nasıl kullanabiliriz araştıracağız.

* Küresel ve yerel nüfüsun yaş ve ekonomik durumları, tüketim alışkanlıkları değişiyor mu bileceğiz.

Küçük düşüneceğiz; Pazar veya dünya ne kadar büyük olsa da artık genele yönelik ürün ve hizmeti ancak çoook büyük miktarsa sunarsanız pazarda kalabilirsiniz. Böyle bir şansınız yoksa mutlaka kendi küçük pazarınızı kendiniz yaratacaksınız…

@rtemiz 🙂

5 yıla neler sığdırdık…

Standard

5 yıla neler sığdırdık…
RecruitmenTurkey e-topluluğu, 21 Eylül 2000’de kuruldu. İnternette sörf yaparken e-groups diye bir site gördüm. Siteyi inceleyince, e-posta ile üye olunan ve yine e-posta ile ortak bir konu etrafında paylaşımlarda bulunmaya olanak sağladığını gördüm.

Aynı dönemde kendi iş başvuru veritabanımı nasıl herkesle paylaşırım sorusunun yanıtını, bir internet sitesi ile diye bulmuşken, bu projeyi bir de e-toplulukla destekleyeyim diye düşündüm. Sitede iş başvuru kaynaklarını paylaşır, e-posta ile de iş ilanlarını ve insan kaynaklarına dair ne varsa onu paylaşırız diye düşünerek başladım her şeye…

Sitenin tasarımı ilk aşamada çok kötüydü, yahoo’nun geocities (ücretsiz) sayfalarında artık benim tasarım yeteneğim ne kadarsa, olanını kullanarak 🙂 basit bir tasarımla elimdeki kaynakları nete aktarmaya başladım. Bir yandan da ilgili olabileceğini düşündüğüm, insan kaynakları çalışanlarını ve iş arayan herkesi e-topluluğa davet ediyordum.

Gerçekten iyi niyetle yapılan her şeyin karşılıksız kalmayacağını öğrendim sanal alemde. İlk önce adımdan beni tanıyan ilkokuldan (Ödemiş Atatürk İlkokulu) arkadaşım Aykut, eşinin internet sitesi tasarımı konusunda bilgisi olduğunu ve yardım edebileceğini söyledi. Ben de atladım hemen bu öneriye tabi 🙂 Ben de Devrim’e az da olsa kariyer danışmanlığı yaptım, şimdi büyük bir bankanın internet takımında çalışıyor ve artık site tamamen benim kopyala-yapıştır yeteneğime kalmış durumda 🙂

Ana sayfasının altında adı geçen Devrim Aydoğdu sitenin şimdiki halini tasarladı. Ellerine sağlık 🙂 Böylece site profesyonel bir görüntüye kavuştu.

Ankara’ya taşınmadan e-posta ile yazışarak tanıştığım Murat Tuzcu’nun da yardımıyla sitenin konaklama (hosting) sorununu da çözdük.

Bu arada e-topluluk hizmeti veren e-groups şirketini, Yahoo satın aldı ve adı YahooGroups oldu. Genç nesil bilmez tabi :))

Gel zaman git zaman, e-posta ile sorulan sorulara yanıt vererek internette iş aramanın incelikleri konusunda oluşan bilgi ve deneyimi, özellikle üniversitelerde sunumlar yaparak bu sefer yüz yüze paylaşmaya başladım. Ankara dışında İstanbul, İzmir ve en son Kıbrıs’a eşimle beraber gittik. Baktım ilgi var bu konuya, oturdum bir de kitap yazdım, 2004 Eylülde piyasa çıktı.

E-topluluk büyüyünce, özellikle insan kaynakları alanında çalışan danışmanlık, eğitim ve internet siteleri şirketlerinin ilgisini çekmeye başladı. Danışmanlık şirketleri bir bölümü iş ilanlarını yayınladılar, bir bölümü iletişim bilgilerinden ulaşarak müşteri kazandılar 🙂 Aynı şey eğitim içinde aynı şekilde gelişti. Eğitim şirketleri de ilanlarla eğitimlerini duyurdular ve eğitim gereksinimi olan şirketlere e-toplulukla ulaştılar.

E-posta atarak, üyelerimize ulaşan eğitim şirketlerine “gelin indirim yapın üyelerimize” dedik ve bu işbirliğini sitemizde ayrıca duyurduk. Şu an 71 eğitim şirketinin indirimi var üyelerimize. Yetmedi, zaman zaman kişisel ilişkilerimizi kullanarak ücretsiz eğitimler sunduk üyelerimize. Kavrakoğlu, İnventa, Hermes ve Mind&Heart’a teşekkürler.

Benzer amaçlarla kurulan her türlü oluşuma destek verdik bu 5 yıl boyunca. Yaprak Özer ile tanıştık ve 2 yıldır İndeks Yarışmalarının e-topluluk duyuru (biz yarattık sanırım bu kategoriyi 🙂 sponsoruyuz.

Önce sanal ortamda tanışıp, sonra el sıkıştığımız Ulaş Bıçakçı, Abdullah Bozgeyik her zaman desteklediler bizi, teşekkürler…

Sitede ve e-toplulukta alacağım her türlü kararı olduk olmadık telefonlarım ve e-postalarımla sorarak bunalttığım, yurtdışında bile benden kaçamayan, dostum sevgili ikiz babası Doğan Mersin en büyük teşekkür sana 🙂

Esasında tekrar okuyunca yazıyı sanki bir veda yazısı gibi gelebilir ama bu yazı bir başlangıç yazısı aslında.

Eşim Deniz ile çıkacağımız yeni bir yolculuğun yazısı…

@rtemiz 🙂